İçeriğe geç

Aşkın olayını kim yazdı ?

Aşkın Olayını Kim Yazdı?

O Günün Sabahı

Kayseri’nin soğuk ama temiz havası ciğerlerime dolarken, elimdeki kahveyle apartman merdivenlerini inerken içimde garip bir heyecan vardı. Sanki bugün sıradan bir gün olmayacaktı. 25 yaşındaydım, hâlâ bol bol günlük tutuyor, duygularımı kağıda döküyor, bazen kendime bazen de bir hayali okura yazıyordum. O sabah, aşkın olayını kim yazdı sorusu zihnimde dönüp duruyordu. Gerçekten böyle bir şey varsa, onu kim yönetiyor, kim yazıyor diye kendime sormadan edemiyordum.

Havanın soğukluğu ve yavaş yavaş ısınan güneş arasında, yürürken kalbim garip bir ritim tutuyordu. Belki de aşkın ilk kıvılcımı bu hislerle başlar diye düşündüm. Ama bir yandan da tedirgindim; çünkü kalbimi kime açacağımı, ne zaman kırılacağımı bilmiyordum.

O An Karşılaşma

O gün kütüphaneye gitmek istiyordum. Kayseri’de küçük bir kütüphane var, genellikle sakin, düşüncelere dalmak için ideal bir yer. Kitapların arasında dolaşırken, bir anda göz göze geldik. Gülümsemesi, hafifçe yanağındaki gamzeyle birleşince içimde bir sıcaklık oluştu. Sanki yıllardır tanıyormuşum gibi bir his. Ama o da kimdi? Adını bile bilmiyordum.

“Merhaba,” dedi. Sesindeki ton öylesine yumuşaktı ki, kulaklarımda çınlayan bir melodi gibi kaldı. Ben de istemeden “Merhaba,” dedim. İçimde hem heyecan hem de hafif bir korku vardı. Kalbim hızlı hızlı atıyordu, ellerim biraz titredi. İşte o an, aşkın olayını kim yazdı sorusunun cevabını aramakla kalmadım; belki de o an yazılmıştı benim için.

İlk Sohbet

Kütüphanedeki sessizlik içinde birkaç kelime konuştuk. Kitaplar, birer sessiz tanık gibi çevremizde duruyordu. “Bu kitabı okudun mu?” dedi. Başka bir soruyla başladı ama sonra kendimizi saatlerce konuşurken bulduk. Hayatımız, küçük anılarımız, sevinçlerimiz, hayal kırıklıklarımız… Her şeyi paylaşıyorduk.

İçimden bir ses, bunu kaydet, bunu unutma, diyordu. Ama bir yandan da korkuyordum. Kayseri’de yaşamak, bazı şeyleri sıkı tutmak demekti; belki bu da bir hayal kırıklığına dönüşebilirdi. Ama kalbim, umutla doluyordu.

Yürüyüş ve Sessizlik

Kütüphaneden çıktıktan sonra, bir anda birlikte yürümeye başladık. Sokaklar ıssızdı, hafif bir rüzgar vardı ve Kayseri’nin taş kaldırımları altında ayak seslerimiz uyum içinde ilerliyordu. Konuşmuyorduk ama sessizlik öylesine anlamlıydı ki, sanki birbirimizin ruhunu dinliyorduk.

O an düşündüm: Belki aşkın olayını yazan kişi, bizi birbirimize doğru yönlendirdi. Belki de sadece anlar, sadece hisler var ve biz onları fark etmeye başladık. İçimde hem heyecan hem de hafif bir korku vardı. Kalbim attıkça, adımlarım yavaşladı; belki de her adımda biraz daha yakınlaşıyorduk, belki de biraz daha kayboluyorduk.

Vedalaşma ve İçsel Çatışma

Yürüyüşün sonunda, köşeyi dönerken vedalaşmak zorunda kaldık. Sanki zaman kendi kurallarını koymuştu ve biz ona uymak zorundaydık. Elimi uzattım, ellerimiz dokundu. Göz göze geldiğimizde, kelimeler yetmedi. İçimde hem bir boşluk hem de tarifsiz bir sevinç vardı.

Eve dönerken düşündüm; belki de aşk, tek bir olayın yazıldığı bir kitap değildir. Belki de o anlar, küçük sahneler, sessiz yürüyüşler, göz göze gelmeler, ellerin birbirine değmesi… Hepsi bir araya gelip bir hikâye oluşturuyor. Ve biz, sadece o hikâyeyi yaşıyoruz.

Günlük ve Duygular

O akşam evime geldiğimde, hemen günlüğümü açtım. Kelimeler döküldü; heyecan, umut, korku, hayal kırıklığı… Hepsi bir aradaydı. O gün yaşadıklarımı yazarken fark ettim ki, aşkın olayını kim yazdı sorusu hâlâ cevapsızdı. Ama belki de cevap önemli değildi. Önemli olan, hissetmek, yaşamak ve açık olmak.

Duygularımı saklamadım. Kelimelerim, kalbimin aynasıydı. Kayseri’nin soğuk taş sokakları, kütüphanedeki sessizlik, ellerimizin dokunuşu… Hepsi birer parça, birer anı, birer ipucu. Aşkın olayını kim yazdıysa, bence bize sadece yaşamak kalmıştı.

Sonuç

O gün öğrendim ki, aşk tek bir kişi tarafından yazılmaz. O, küçük anların, sessiz dokunuşların, göz göze gelişlerin toplamıdır. Ve biz, bu hikâyenin hem yazarları hem de okuyucularıyız. Kayseri’nin taş sokaklarında bir gün, hayatın sessiz bir köşesinde, belki de o aşkın olayını yazmaya devam edeceğiz. Ve ben, bunu saklamadan, korkmadan, tüm duygularımla yaşamaya hazırım.

Aşkın olayını kim yazdı? Belki kimse. Belki biz, sadece onu hissedip yaşamakla yükümlüyüz. Ama o gün, o an, içimde yaşattığım heyecan ve umut, bana bir şey öğretti: Kalbinin sesini dinle, kelimeleri dök, duygularını saklama. Çünkü aşk, ancak bu şekilde yaşanır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort bonus veren siteler
Sitemap
vdcasino girişTürkçe Forum