Bugün Toptankilit sayfasında “Karadeniz’de keşan ne anlama gelir” üzerine hazırladığımız içeriği sizlerle buluşturuyoruz.
Karadeniz’de Keşan Ne Anlama Gelir? Bir Yolculuğun İçimde Açtığı Eski Defter
Bugün yine eski defterlerimi karıştırdım. Kayseri’de akşamları hava biraz sertleşir ya, insanın içi de onunla birlikte sertleşiyor sanki. Ben 25 yaşındayım ve hâlâ bazı kelimeler beni çocukluğuma geri götürebiliyor. O gün de öyle oldu. Karadeniz’den döndükten sonra aklımda tek bir görüntü kaldı: başında renkli bir örtü olan yaşlı bir kadın ve rüzgârla birlikte dalgalanan o kumaş… Sonradan öğrendim ki o şeye “keşan” deniyormuş.
Ve o an kendime şu soruyu sordum: Karadeniz’de keşan ne anlama gelir?
Ama bu sadece bir kelimenin anlamı değildi. Bu, benim içimde açılan bir hikâyeydi.
Otobüs Camından Başlayan Hikâye
Karadeniz’e ilk gidişim bir plan değildi. Arkadaşım “gel kafan dağılır” demişti. Ben de hiç düşünmeden bindim otobüse. İçimde garip bir boşluk vardı; ne tam adı konulmuş bir hüzün, ne de net bir umut.
Otobüs Trabzon’a yaklaştıkça hava değişti. Kayseri’nin kuru rüzgârı yerini nemli, ağır ama canlı bir havaya bıraktı. Camdan dışarı bakarken iç sesim durmadan konuşuyordu:
“Burada bir şey olacak. Bunu hissediyorum ama ne olduğunu bilmiyorum.”
O sırada ilk kez gördüm onu. Yol kenarında yürüyen yaşlı bir kadın… Başında kare desenli, renkli bir örtü vardı. Rüzgâr her estiğinde kumaş hafifçe havalanıyor, sonra yeniden omzuna düşüyordu.
O an içimde garip bir huzursuzluk başladı. Sanki o örtü sadece bir kumaş değilmiş gibi.
İlk Karşılaşma: Sessiz Bir Merak
İndiğimde ilk iş çay içmek oldu. Sahil kenarında küçük bir çay ocağı vardı. Çayımı alıp oturdum. Hava serindi ama rahatsız edici değildi.
Tam o sırada yan masadan bir kadın geçti. Başında yine aynı desenli örtü vardı. Bu kez gözlerimi kaçırmadım.
İçimden şunu düşündüm:
“Bu ne? Her yerde aynı kumaş… Bu bir gelenek mi?”
Yanımdaki amca çayını yudumlarken kendi kendine söylendi:
— “Keşan bu işte…”
Durdum.
“Keşan mı?”
O an ilk kez duydum bu kelimeyi. Sanki bir isim değil de bir hatıra gibiydi.
İçimde Kırılan Bir Şey
O gece otele döndüğümde uzun süre uyuyamadım. Çünkü kafamda aynı soru dönüyordu:
Karadeniz’de keşan ne anlama gelir?
Basit bir örtü müydü? Yoksa insanların hayatına sinmiş bir anlam mı?
Bir yandan da tuhaf bir duygunun içindeydim. Sanki bir şey kaçırmışım gibi. Hayatım boyunca çok şey görmüştüm ama bu kadar küçük bir detayın içimde bu kadar yer etmesi beni rahatsız ediyordu.
Kayseri’de büyüyen biri olarak alışık olduğum şeyler netti: ya vardır ya yoktur. Ama burada her şey biraz muğlaktı. Keşan da öyleydi.
Keşan’la Gerçek Tanışma
Ertesi gün yayla turuna katıldım. Otobüsten indiğimizde sis vardı. Her şey yavaş görünüyordu. Sanki dünya biraz sessize alınmıştı.
Bir evin önünde yaşlı bir kadın oturuyordu. Başında yine o örtü… Bu kez daha yakından gördüm. Renkleri vardı: kırmızı, siyah, beyaz çizgiler… Ama en önemlisi, o kumaşın bir hikâyesi olduğu hissiydi.
Yanına yaklaştım. Biraz çekinerek sordum:
— “Teyze, bu başındaki şeyin adı keşan mı?”
Kadın bana baktı. Gülümsedi.
— “He yavrum… keşan o.”
Sonra elini kumaşa götürdü. Sanki bir şeyi anlatır gibi değil de, birini hatırlar gibi yaptı.
O an içimde bir şey kırıldı. Ama kötü bir kırılma değildi bu. Daha çok, uzun zamandır kilitli kalmış bir duygunun açılması gibiydi.
Keşan Sadece Kumaş Değilmiş
Kadın anlatmaya başladı:
— “Eskiden her kızın çeyizinde olurdu. Annem dokurdu… Biz giyerdik…”
O konuşurken ben sadece dinledim. Ama aslında içimden başka bir şey geçiyordu:
“Ben neden bunu bilmiyorum?”
Bir an kendime kızdım. Çünkü bazı şeyler sadece öğrenilmez, yaşanırmış.
Keşan, sadece bir örtü değilmiş. Bir annenin emeği, bir köyün sesi, bir geçmişin omuzlarda taşınan haliymiş.
O an bunu hissettim. Ve içimde garip bir özlem başladı.
Kayseri’ye Dönerken: Sessiz Bir Boşluk
Dönüş yolunda camdan dışarı baktım. Dağlar, sis, yağmur… Hepsi arkamda kalıyordu ama içimde büyüyordu.
Telefonumda not açtım:
“Keşan… bir kumaş değil. Bir hatıra gibi. İnsanların başında değil, geçmişin üstünde duruyor sanki.”
Yazarken bile tam emin değildim ne hissettiğime. Ama şunu biliyordum: içimde bir şey değişmişti.
Kayseri’ye döndüğümde şehir aynıydı. Ama ben aynı değildim.
Bir Fotoğraf ve Anlamın Geri Dönüşü
Bir hafta sonra annemin eski albümünü karıştırırken bir fotoğraf buldum. Genç bir kadın… Başında kare desenli bir örtü.
Donup kaldım.
Annem geldi yanımda durdu.
— “O ne bakıyorsun?”
— “Anne bu… keşan mı?”
Bir an sustu. Sonra gülümsedi.
— “He… bizim oralarda da vardı eskiden.”
O an her şey birleşti.
Karadeniz’de gördüğüm şey aslında sadece Karadeniz’e ait değildi. Birçok yerde vardı ama ben ilk kez fark ediyordum.
Ve bu fark ediş beni duygusal olarak yordu.
İç Ses: Neden Bu Kadar Etkilendim?
Bazen kendime soruyorum:
“Bir örtü seni neden bu kadar etkiledi?”
Cevap basit değil.
Belki de mesele örtü değil. Belki de mesele, insanların bir şeyleri nasıl taşıdığı.
Keşan, benim için artık bir nesne değil. Bir taşıma biçimi. Geçmişi, emeği ve sessizliği taşıyan bir şey.
Karadeniz’de Keşan Ne Anlama Gelir? İçimde Kalan Cevap
Şimdi dönüp baktığımda, bu sorunun cevabı tek bir cümle değil.
Karadeniz’de keşan ne anlama gelir?
Benim için anlamı şuna dönüştü:
Bir insanın geçmişini başında taşıması. Sessiz ama güçlü bir hatırlama biçimi.
O kadınları düşündükçe içimde bir şey yumuşuyor. Çünkü onlar sadece bir örtü takmıyor. Bir hayatı, bir emeği ve bir zamanı taşıyor.
Son Düşünce: Eksik Kalan Şeyin Ağırlığı
Bazen gece yürürken o Karadeniz köyünü hatırlıyorum. Sisli yol, sessiz evler, rüzgâr ve o renkli örtüler…
İçimde garip bir özlem oluyor.
Kayseri’deyim, evimdeyim ama sanki bir parçam orada kalmış gibi.
Ve her düşündüğümde aynı yere geliyorum:
Keşan sadece bir örtü değilmiş.
Bir insanın geçmişle kurduğu en sade ama en güçlü bağmış.