Toptankilit olarak bu yazımızda “Koruk suyu hangi meyvenin olgunlaşmamış halinde yapılır” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
Kayseri’nin Akşamlarında Koruk Suyunun Kokusu
Kayseri’de akşamlar hep biraz erken çöker. Gün ışığı dağların arkasına çekilirken sokakların rengi değişir, sanki şehir kendi içine kapanır. Ben o saatleri severim. Günün kalabalığı bitmiş, herkes evine dağılmışken kalan sessizlikte düşünceler daha net duyulur.
O yaz, 25 yaşımın tam ortasında, içimde adı konmamış bir huzursuzluk vardı. Ne tam mutsuzdum ne de gerçekten mutluydum. Sanki hayat bir yerden akıyor ama ben kıyıda durmuş, suyun nereye gittiğini anlamaya çalışıyordum. İşte tam da böyle bir dönemde, koruk suyu yeniden karşıma çıktı.
Çocukluğun Ekşi Hatırası
Koruk suyu ilk kez çocukken dikkatimi çekmişti. Dedemin bağında, henüz üzüm olmamış salkımların arasında gezerken elimle kopardığım o sert, yeşil taneleri hatırlıyorum. Ağzıma attığım anda yüzümü buruşturan o ekşilik… Ama garip bir şekilde geri çekilmek yerine gülmüştüm.
O zamanlar bilmiyordum ama o ekşi tadın bir adı vardı: koruk. Aslında üzümün olgunlaşmamış haliydi. Dedem bana her seferinde aynı şeyi söylerdi:
“Bak evlat, bu gördüğün üzüm olacak ama şimdilik sabırsız. Olgunlaşmadan tadı ekşidir.”
O cümle o zamanlar sadece bir bilgi gibi gelmişti. Ama yıllar geçtikçe, hayatın da bazen olgunlaşmamış duygular gibi ekşi olabileceğini öğrenecektim.
Bir Bardak Koruk Suyuyla Gelen Anı
O gün şehir merkezinde küçük bir aktar dükkânına girmiştim. Raflarda eski cam şişeler, kurutulmuş bitkiler ve etiketleri sararmış şuruplar vardı. Gözüme köşedeki yeşilimsi içecek takıldı. Üzerinde “koruk suyu” yazıyordu.
Elime aldım. Şişenin soğukluğu bile başka bir zamandan gelmiş gibiydi. Satıcı, orta yaşlı bir adam, yüzüme bakıp gülümsedi:
“Bunu bilen az kaldı,” dedi. “Eskiden bağ bozumu zamanı herkes yapardı.”
O an içimde tuhaf bir şey kıpırdadı. Sanki unutulmuş bir şeyi hatırlamaya çalışıyordum.
“Koruk suyu hangi meyvenin olgunlaşmamış halinde yapılır?” diye sordum, cevabı biliyor olsam da duymak istedim.
“Üzümün,” dedi hiç düşünmeden. “Henüz olgunlaşmamış üzümün.”
O kelime ağzından çıkınca içimde bir şey çözüldü. Üzüm… çocukluğum… bağlar… dedem… Hepsi aynı anda zihnime üşüştü.
Ekşiliğin İçindeki Gerçek
Eve döndüğümde şişeyi buzdolabına koymadım. Masanın üstüne bıraktım. Sanki soğuk değil de düşünceli kalmalıydı.
O gece açtım. İlk yudumu aldığımda yüzüm istemsizce buruştu. Ekşilik dili sarıyor, boğazdan aşağı sert bir çizgi gibi iniyordu. Ama hemen ardından garip bir ferahlık geldi. Sanki içimde uzun zamandır sıkışmış bir şey yerinden oynamıştı.
O an anladım ki bazı tatlar sadece damakta kalmıyordu. Bazıları geçmişe gidiyordu.
Koruk suyu, üzümün olgunlaşmamış haliydi ama benim içimde olgunlaşmamış duygulara benziyordu. Ne tam acı ne tam tatlı… arada kalmış.
Bağlara Dönüş
Bir hafta sonra kendimi Kayseri’nin dışındaki bağ yollarında buldum. Arabadan indiğimde rüzgâr yüzüme çarptı. Yaprakların arasından süzülen ışık, toprağın kokusuna karışıyordu.
Bir bağ evine gittiğimde yaşlı bir kadın karşıladı beni. Elinde makas, üzüm salkımlarını kontrol ediyordu. Yanına yaklaştım.
“Koruk yapılıyor mu hâlâ?” diye sordum.
Gülümsedi. “Yapılır tabi. Ama herkes sabretmez artık. Herkes tatlı istiyor.”
O an düşündüm. Hayat da böyle değil miydi? Herkes hemen olgunlaşmak, hemen mutlu olmak istiyordu. Kimse ekşiliğe tahammül etmiyordu.
Kadın bir salkım yeşil üzüm kopardı, avucuma bıraktı. Soğuktu. Sertti. Henüz zamanı gelmemişti.
Sabırsızlığın Tadı
Ellerimdeki o küçük salkıma baktım uzun uzun. İçimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki ben de olgunlaşmamış bir şeydim. Bir yere ait olamayan, zamanı gelmemiş bir duygu gibi.
Kadın konuştu:
“Koruk suyu işte bundan yapılır. Daha olmamış üzümden. Ekşi olur ama içini ferahlatır.”
O an zihnimde her şey yerine oturdu. Hayatın bazı dönemleri de koruk gibiydi. Henüz tatlı değildi ama geçici de değildi. Sadece bekliyordu.
İçimdeki Ekşilik
Şehre döndüğümde her şey aynıydı ama ben değişmiştim. İnsanlar, sokaklar, trafik… hepsi bildiğim gibiydi ama içimde farklı bir bakış vardı.
Artık ekşilikten kaçmıyordum. Koruk suyunun dili yakan tadı gibi, bazı duyguların da beni büyüttüğünü fark etmiştim.
Bir akşam yine şişeyi açtım. Bu kez yüzümü buruşturmadım. Tadını daha dikkatli aldım. Ekşilik vardı ama içinde bir temizlik de vardı.
Sanki geçmişimle aramda bir köprü kuruluyordu.
Hatıraların Ferahlığı
Dedemi düşündüm o an. Bağların arasında yürüyüşünü, elindeki bastonu, yüzündeki sabırlı ifadeyi… O hiçbir şeyi acele ettirmezdi. Üzümün bile zamanla tatlandığını bilirdi.
Belki de bana öğretemediği tek şey sabırdı. Ama koruk suyu bunu sessizce anlatmıştı.
Bir şeyin olgunlaşması için zamana ihtiyacı vardı. İnsan da öyleydi.
Bir Bardakta Gizlenen Gerçek
Koruk suyu sadece bir içecek değildi artık benim için. Üzümün olgunlaşmamış haliydi ama aynı zamanda benim de içimdeki olgunlaşmamış yanların yansımasıydı.
Hayal kırıklıklarım, ertelenmiş umutlarım, yarım kalmış cümlelerim… hepsi o ekşi tadın içinde birleşiyordu.
Ve garip bir şekilde bu bana iyi geliyordu.
Toptankilit sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Koruk suyu hangi meyvenin olgunlaşmamış halinde yapılır” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!
Son Yudum
Benzer Bir Yazı: Koruk hangi meyvenin ?
Şimdi her koruk suyu içtiğimde aynı soruyu hatırlıyorum:
“Koruk suyu hangi meyvenin olgunlaşmamış halinde yapılır?”
Cevabı biliyorum: üzüm.
Ama artık bu sadece bir bilgi değil. Bir hatırlatma.
Her şeyin bir zamanı olduğunu, ekşiliğin bile bir anlam taşıdığını hatırlatan sessiz bir gerçek.
Ve ben, Kayseri’nin akşamlarında, o ekşi tadı içime çekerken, hayatın da tıpkı üzüm gibi önce sabırla büyüdüğünü kabul ediyorum.